>
Koşuyolu Mah. Koşuyolu Cad. 45/1 Kadıköy/İSTANBUL
+902163474040
info@humacetinkaya.av.tr

İştirak Nafakası

İştirak Nafakası

İştirak nafakası nedir?

İştirak nafakası, halk arasında “çocuk nafakası” olarak da bilinmektedir. Boşanma, ayrılık veya evliliğin butlanı neticesinde çocuğun velayeti kendisinde olmayan eşin, çocuğun bakım ve eğitim masraflarına katılma amacı ile ödemesine hükmedilen nafaka türüdür. Eşlerin boşanmış olması, velayet kendisinde bulunmayan tarafın, çocuğa ait giderlere katılma yükümlülüğüne son vermez. Esasen bu masraflar her ne kadar velayet üzerinde olan tarafa ait olsa da, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesi, velayete sahip olmayan ebeveynin de bu masraflara gücü oranında katılmasını öngörmüştür.

“Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.”

4721 s. TMK m.182
iştirak nafakası

İştirak nafakasını talep edebilecek kişiler

İştirak nafakası, boşanma davası devam ederken talep edilebileceği gibi, bu dava sona erdikten sonra ayrıca bir dava açılarak da talep edilebilir. İştirak nafakasını; çocuğa fiilen bakmakta olan anne veya baba, çocuğa atanan kayyım veya vasi ya da ayırt etme gücüne sahip olan çocuğun bizzat kendisi dava yolu ile talep edebilir. Belirtmek gerekir ki hakim, boşanma davasında, velayet sahibi tarafından talep edilmese dahi, çocuğun menfaati gerektiriyorsa, karşı tarafın mali gücü oranında iştirak nafakası ödemesine kendiliğinden karar verebilecektir.

İştirak nafakasının miktarı

İştirak nafakası miktarını hakim takdir etmektedir. Hakim, bu miktarı belirlerken, nafaka yükümlüsünün mali gücünü dikkate almalı ve nafaka miktarı, nafaka ödeyecek tarafın mali gücünü aşmamalıdır. Velayete sahip olmayan taraf çalışamayacak durumda ise ve herhangi bir geliri yoksa, mali gücünün bulunmadığından nafaka ödemesine karar verilmeyecektir.

Nafaka miktarının belirlenmesindeki bir diğer kriter, çocuğun durumu ve ihtiyaçları ve anne ile babanın hayat koşullarıdır. Çocuğun eğitim durumu, yaşı, sağlığı gibi hususlar ile eğitim giderleri, barınma, sağlık ve gıda giderleri gibi kalemler nafaka miktarının hesaplanmasında dikkate alınır.

İştirak nafakasının süresi

İştirak nafakası kural olarak çocuk ergin oluncaya kadar ödenir ve çocuğun ergin olması ile sona erer. Bu kuralın istisnası ise çocuğun ergin olmasına rağmen eğitim hayatının devam etmesidir. Bu durumda çocuk, ergin olmasına rağmen eğitimine devam etmekte ise, iştirak nafakasının çocuğun eğitimi sona erene dek ödenmesi gerekmektedir. Çocuk ergin olur da eğitim hayatına devam etmezse yahut nafaka yükümlüsü ölürse, nafaka yükümlülüğü sona ermektedir.

İştirak nafakasının miktarının değiştirilmesi

İştirak nafakasına hükmedilmesi sonrasında çocuğun ihtiyaçlarının veya nafaka yükümlüsünün mali gücünün değişkenlik göstermesi gibi hallerde, nafaka miktarının değişmesini talep eden taraf, bu talebini dava açarak ileri sürebilmektedir.

Anlaşmalı boşanma sonrası iştirak nafakası

Sıklıkla merak konusu olan hususlardan biri de, anlaşmalı boşanmadan sonra çocuk için nafaka istenip istenemeyeceğidir. Türk Medeni Kanunu’nun 331. maddesi “Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.” şeklindedir. Buna göre, taraflar her ne kadar anlaşmalı boşanma protokolünde çocuk için nafaka ödenmeyeceğini kararlaştırmış olsalar da, değişen ve gelişen koşullar neticesinde çocuğun ihtiyaçları da değişiklik gösterebilecek ve velayet sahibi taraf, karşı taraftan iştirak nafakası talep edebilecektir.

İştirak nafakası Yargıtay kararları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2018/7231 K. 2019/742 T. 6.2.2019

ÖZET: Öncelikle İştirak Nafakası Yükümlüsü Olan Davalı Babadan Nafakanın Talep Edileceği – Eğer Davalı Babanın Sosyal ve Ekonomik Durumu Elverişli Değilse Ancak Bu Durumda Mirasçılıktaki Sıra Göz Önünde Tutularak Diğer Davalı Dededen Nafaka Talebinde Bulunulabileceği Kabul Edilmesi Gerektiği

“Temyize konu davada; davalılardan baba… kısıtlı olup diğer davalı onun babası ve aynı zamanda vasisidir. Yargılama sırasında davalı … … vefat etmiş, mirasçısı olan … davaya dahil edilmiş, bunun yanında … diğer davalı…’in de vasisi olarak atanmıştır. Yine yargılama devam ederken davacı tarafça davalılardan… aleyhine açılan davadan feragat edildiği, dahili davalı …’ın küçüğün amcası olup kanunen yardım nafakası ile yükümlü olduğu iddia edilerek davanın dahili davalı amca açısından yardım nafakası olarak devam etmesini istedikleri belirtilmiş, mahkemece de; aylık 400 TL yardım nafakasının dahili davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

TKM’nun 327. maddesine göre; çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır. Yine yukarıda ki kanun hükümleri uyarınca nafaka davası mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.

Tüm bu açıklamalar ışığında, somut olay incelendiğinde; öncelikle iştirak nafakası yükümlüsü olan davalı babadan nafakanın talep edilmesi, eğer davalı babanın sosyal ve ekonomik durumu elverişli değilse ancak bu durumda; mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak diğer davalı dededen nafaka talebinde bulunulabileceği kabul edilmelidir.

Bunun yanında; şayet davalı babanın sosyal ve ekonomik durumunun elverişli olmadığı kanaatine varılır da davalı dedenin nafaka yükümlülüğüne başvurulacak olursa; davalı dede …… …’ın yargılama sırasında vefat ettiği ve mirasçısı …’ın davaya dahil edildiği düşünüldüğünde; küçüğün aynı zamanda amcası da olan davalının bu aşamada olsa olsa ancak; dedenin öldüğü tarihe kadarki, dedenin sorumlu tutulabileceği bir nafaka var ise bu nafakadan mirasçı olması sıfatıyla sorumlu olabileceği onun dışında henüz baba ve dedenin nafaka yükümlülükleri tartışılmadan amca aleyhine nafakaya hükmedilmesi doğru değildir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2019/223 K. 2019/849 T. 11.2.2019

ÖZET: Davalının Tutuklu veya Hükümlü Olmasının Tedbir ve İştirak Nafakası ile Sorumlu Tutulmamasını Gerektirmeyeceği – Tarafların Ekonomik ve Sosyal Durumları da Gözetilerek Dava Tarihinden Geçerli Olmak Üzere Velayeti Anneye Verilen Ortak Çocuk Yararına Davalının Mali Gücü Oranında Tedbir ve İştirak Nafakasına ve Davacı Kadın Yararına Uygun Miktarda Tedbir Nafakasına Hükmedilmesi Gerektiği

“Davalının cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, tedbir ve iştirak nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez. O halde; Türk Medeni Kanunu’nun 169, 182, 185/2 ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere velayeti davacı anneye verilen ortak çocuk 2002 doğumlu N. yararına davalının mali gücü oranında tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

4-)Ortak çocuk 12.07.1999 doğumlu M. yararına ergin olduğu tarihe kadar tedbir nafakasına hükmedilmemesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/3-2613 E. 2019/1191 K. 14.11.2019 T.

ÖZET : Anlaşmalı boşanma protokolü düzenlendiğinde karşılıklı edimler arasındaki denge sonradan, şartların olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulmuşsa, taraflar artık o akitle bağlı tutulamazlar, değişen bu koşullar karşısında 4721 Sayılı TMK’nın 2. maddesinden yararlanarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesini mahkemeden isteyebileceklerdir.

“….Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, boşanma protokolünde, küçüğün şahsî ve eğitim giderleri için peşin ödenen paraya ve tarafların her ne suretle olursa olsun nafaka talebinde bulunamayacaklarının kararlaştırılmış olmasına rağmen, aradan geçen altı yıllık süre sonrasında müşterek çocuk yararına iştirak nafakası talep edilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ( TMK )’nun 182/2. maddesiyle velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılması esası kabul edilmiş; 327. maddesinde de çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin ana ve baba tarafından karşılanacağı öngörülmüştür.

Anılan Kanun’un 328. maddesinde ise ana ve babanın bakım borcunun, çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceği, çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlü oldukları düzenlemesine yer verilmiştir.

Ana babanın bakım yükümünün doğal sonucu olan iştirak nafakası ise, çocuğun korunmasına yönelik olup, kamu düzenine ilişkindir ve hâkim talep bulunmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmetmelidir.

İştirak nafakasının miktarının nasıl belirleneceği ise 4721 Sayılı Kanun’un “Nafaka miktarının takdiri” başlıklı 330. maddesinde;

“Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.

Nafaka her ay peşin olarak ödenir.

Hakim istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir ”

Şeklinde düzenlenmiştir.

Bunun yanında iştirak nafakası miktarının yeniden belirlenmesi de mümkündür.

Nitekim TMK’nın “Durumun değişmesi” başlıklı 331. maddesi;

“Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır”.

Buna göre hâkim ana baba veya çocuğun durumlarının değişmesine bağlı olarak iştirak nafakasının miktarını artırabilir, azaltabilir veya kaldırabilir.

Görüldüğü üzere, iştirak nafakası miktarının çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri; diğer bir ifade ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir.

Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya gelindiğinde, davacı emekli olup, aylık 1.290TL maaş aldığı, ayrıca bir yazılım şirketinde çalışarak aylık 890TL gelir elde ettiği , kendisine ait evde yaşadığı; davalının ise emekli olup, 2.100TL emekli maaşı aldığı, ayrıca çalıştığı özel şirketten 1.000TL gelir elde ettiği, kendisine ait evde yaşadığı, evli olduğu, bu evliliğinden de ilköğretime giden bir çocuğunun bulunduğu, müşterek çocuğun ise dava tarihi itibariyle 9 yaşında olup, özel okulda eğitim gördüğü anlaşılmaktadır.

Buradan hareketle, mahkemece tarafların boşanmalarına esas alınan 10.07.2007 tarihli protokolün 4. maddesinde düzenlenen ve bankada bulunan 156.000TL tutarındaki meblağın müşterek çocuğun eğitim ve öğretim masrafları için davacı anneye davalı tarafından bırakıldığı, bu nedenle iştirak nafakasının toplu olarak ödendiği kabul edilmiş ise de, öncelikle bahsi geçen paranın tarafların ortak hesabında bulunduğu sabit olup; paranın tamamının davalıya ait olduğu, çocuk yararına harcanmak üzere anneye bırakıldığına yönelik mahkemenin kabulü gerçeği yansıtmamaktadır. İştirak nafakası özelliği gereği, 4721 Sayılı TMK’nın 330. maddesine göre “irat” şeklinde karar verilmesi gerektiğinden, bu paranın iştirak nafakası olarak kararlaştırılmadığı da açıktır.

Öte yandan, 4721 Sayılı TMK’nın 182/2. maddesi gereği velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, müşterek çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğundan, anlaşmalı boşanma davasında davacının müşterek çocuk için nafaka istememiş olmasının koşulların değişmesi, çocuğun ihtiyacı ve üstün yararı gözetilerek daha sonra iştirak nafakası talep etmeye engel teşkil etmeyeceği gibi, diğer taraftan müşterek çocuk için protokolle tazminat ödenmesinin davalı babayı iştirak nafakası ödemesi yükümlülüğünden kurtarmayacak ancak bu husus nafaka miktarının tayininde göz önüne alınabilecektir.

Ayrıca, anlaşmalı boşanma protokolü düzenlendiğinde karşılıklı edimler arasındaki denge sonradan, şartların olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulmuşsa, taraflar artık o akitle bağlı tutulamazlar, değişen bu koşullar karşısında 4721 Sayılı TMK’nın 2. maddesinden yararlanarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesini mahkemeden isteyebileceklerdir. İşte davacı anne bu zorunluluk nedeniyle davalı babadan müşterek çocuk yararına nafaka talep etmektedir.

Önemle vurgulamak gerekir ki, boşanma kararının kesinleştiği tarih olan 12.07.2007 tarihinden dava tarihi 07.10.2013 tarihine kadar 6 yılı aşkın bir sürenin geçmiş olması, boşanma tarihinde 3 yaşında olan müşterek çocuk … Kasım’ın dava tarihi itibariyle 9 yaşında olması, değişen ve gelişen durumlar ile çocuğun ihtiyaçları ve üstün yararı da gözetilip, şahsî ve eğitim giderlerinin doğal olarak artmış olacağı dikkate alınarak, tarafların sosyal ve ekonomik durumları da göz önünde bulundurularak müşterek çocuk yararına 4721 Sayılı TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesine göre uygun bir iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, boşanma protokolü davacıya müşterek çocuğun şahsî ve eğitim giderleri için bırakılan 156.000TL’nin dava tarihi itibariyle tükenmesi mümkün olmadığından dava tarihi itibariyle müşterek çocuk yararına iştirak nafakasına hükmedilmesine gerek olmadığı, bu nedenlerle yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Diğer taraftan, gerekçeli karar başlığında dava tarihi 07.10.2013 olduğu hâlde 01.04.2016 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.

Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan sebeplerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6217 Sayılı Kanun’un 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun ( HUMK ) 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, HUMK’nın 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14.11.2019 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.”

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu